AnasayfaAnasayfa
HakkımızdaHakkımızda
İletişimİletişim
GizlilikGizlilik
Atatürk’ün devletçilik ilkesini benimsemesinin ve uygulamaya koymasının sebepleri nelerdir?
Atatürk’ün devletçilik ilkesini benimsemesinin ve uygulamaya koymasının sebepleri nelerdir?
Atatürk'ün devletçilik ilkesini benimsemesinin ve uygulamaya koymasının sebepleri nelerdir?Savaş sonrasında henüz özel teşebbüs güç kazanamamıştı. Devlet sanayi alanında atılımda öncülük etmeliydi. Bu...
Atatürk döneminde ekonomi alanında nasıl bir devletçilik uygulaması yapılmıştır?
Atatürk döneminde ekonomi alanında nasıl bir devletçilik uygulaması yapılmıştır?
Atatürk döneminde ekonomi alanında nasıl bir devletçilik uygulaması yapılmıştır?Devlet ekonominin merkezine alınmış, özel teşebbüs henüz oluşmadığı için, milli sermaye yetersizliğinden dolayı, devlet ...
Egemenliğin millete ait olmadığı bir devlette demokrasiden söz edilebilir mi?
Egemenliğin millete ait olmadığı bir devlette demokrasiden söz edilebilir mi?
Egemenliğin millete ait olmadığı bir devlette demokrasiden söz edilebilir mi?Egemenliğin millete ait olmadığı bir devlette demokrasiden söz edilemez. Bunun sebebini şu şekilde izah edebiliriz. Demokra...

Hz Muhammedin hayatı proje performans ödevi

3 sene önce admin tarafından yazıldı, kez görüntülendi ve hakkında hiç yorum yapılmadı.

 

HZ. MUHAMMED ( SAV) ‘İN HAYATI

İnsanlığı hakka ve hakikate sevk edip dünya ve ahiret saadetlerini sağlamak üzere Allah Teala tarafından gönderilen peygamberlerin sonuncusu ve alemlerin rahmeti olan Hz. Peygamber (sav) Efendimiz, genellikle kabul edildiğine göre 20 Nisan (12 Rabiulevvel) 571 Pazartesi günü Mekke’de doğdu. İsmi Muhammed ( Yer ve gök ehli tarafından övülen ) ‘dir. Ahmed, Mahmud, Mustafa gibi isimleri de vardır. Annesi Amine Hatun, babası Abdullah’tır. Hz. Peygamber (sav) Efendimiz dünyaya gelmeden önce babası vefat ettiği için yetim olarak dünyaya gelmiştir. Bebekliğinde süt annesi Halime’ye verilmiştir. Dört yaşlarında annesine teslim edilmiş ve 6 yaşında annesinin vefatı üzerine dedesi Abdulmuttalib’in yanında kalmıştır. Dedesinin vefatı üzerine amcası Ebu Talibin yanında 8 yaşından evleninceye kadar kalmıştır.

Hz. Peygamber (sav) on iki yaşlarında iken amcası Ebû Talib ile birlikte Şam’a doğru yol alan ticarî bir kervana katılmış ve kafile Şam yakınlarında Busrâ adlı bir mevkide mola verdiği zaman buradaki manastırda bulunan Bahîra adlı rahib, İslam kaynaklarına göre Hz. Peygamberdeki özelliklere bakarak O’nun ileride çıkması beklenilen son peygamber olabileceği kanaatine varmıştı.

Hz. Peygamber (sav), bu ilk seferin ardından daha sonraki, yıllarda diğer amcaları ile birlikte Mekke, dışına yapılan bazı ticari seferlere katılmıştır. Hz. Peygamber (sav) Efendimiz çocukluk yıllarından itibaren hayatı boyunca asla hiç bir puta tapmadığı gibi, onlar adına kurban kesmemiş, putlar adına kesilen hayvanların etini yememiş, onlar adına yemin etmemiş, hatta onların adını dahi ağzına almaktan hoşlanmadığını belirtmişti. Geçim sıkıntısı çeken amcası Ebu Talib’e yardımcı olmak için gençlik yıllarında Mekkelilere ücretle çobanlık, yapan Hz. Muhammed (sav), çobanlığı sırasında Mekke’nin, çirkin, şirkin ( Allah’a ortak koşma ) hakim olduğu havasından uzaklaşarak tabiatla karşı karşıya gelmiş, bu anlarda düşünme ve anlama gücü gelişerek her şeyin yaratıcısı olan Cenab-ı Allah’ın varlığı ve birliğini, O’na eşler koşmanın sapıklık olduğunu iyice kavramış, karşılaştığı bir takım sıkıntı ve zorluklar O’nu ruhen olgunlaştırmıştı.

Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) gençliğinde haksızlıklara karşı koymak, haksızlığa uğrayanlara yardımcı olmak maksadıyla kurulan hılful fudul ( faziletliler anlaşması ) cemiyetine katılmıştır. Peygamberliğinden sonra dahi hatırladığı zaman bir üye olarak katılmaktan şeref ve iftihar duyduğunu açıkça belirtmiştir.

25 yaşında bizzat kendisinin idare ettiği bir ticaret kervanı Hz. Muhammed (sav)’i Hz. Hatice ile karşılaştırdı ve aralarında gerçekleşen evlilik, Hz. Muhammed (sav)’in amcası Ebû Talib’in yanından ayrılıp yeni bir aile yuvası kurmasını sağladı. Hz. Peygamber (sav)’in bu evlilik dolayısıyla Hz. Hatice’den altı çocuğu olmuştu. Bunlardan dördü kız olup Zeyneb, Rukiyye, Ümmü Gülsüm ve Fatıma adlarını almışlardı. Bunların dördü de babalarının peygamberliğine erişmişler ve O’na iman ederek hicret etmişlerdir. Oğulları ise Kasım ve Abdullah adını taşıyordu. Hz. Peygamber (sav)’in ilk oğlunun adı Kasım olduğu için kendisine Ebu’l-Kasım künyesi verilmişti. Hicretten sonra doğan oğlu İbrahim ise Mısırlı cariye Mariye’dendir. Hz. Peygamber (sav)’in bütün erkek çocukları henüz küçük yaşlarda vefat etmişlerdi.

Hz. Peygamber (sav)’in nesli de kızı Hz. Fatıma ve damadı Hz. Ali’nin evliliğinden olan torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin ile devam etmiştir.

Hz. Hatice ile evliliğinden sonra Hz. Peygamber (sav) Efendimiz ailenin geçimini ticaret yoluyla sağlamaya çalışmış, bazan ortaklık yoluyla, bazen müstakil olarak ticaret yapmıştı. Hz. Muhammed (sav), bu ticarî muamelelerindeki dürüstlüğü, doğru sözlülüğü, ahde vefası, adil ve alicenab davranışları, herkes hakkında iyimser olması,herkese iyilik ve yardımı yapması, yoksulun, muhtacın elinde tutması, yakınlarına ve akrabalarına karşı gösterdiği ilgi, ahlakî olgunluk ve ruhî üstünlükleri ile derhal temayüz etmiş, çevrede herkesin güvenip itibar ettiği, sayıp sevdiği bir kişi haline gelmişti. Bu sebeple Mekkeliler kendisine “el-Emîn = güvenilir kişi” lakabını vermişlerdi.

Hz. Peygamber (sav)’in 35 yaşında iken meydana gelen Kabe tamiri olayı ve bu olay sırasında Haceru’l Esved ( kara, siyah taş)’in yerine konması meselesinde Mekke kabileleri arasında çıkan ve kanlı bir çatışmaya dönüşmesi muhtemel olan anlaşmazlığı herkesi memnun edecek bir tarzda ve adil bir şekilde çözmesi ( kabile temsilcileri taşı taşıdı, Peygamber Efendimiz yerine koydu ) , O’na duyulan güveni daha da artırmıştı.

PEYGAMBERLİĞİ MEKKE DÖNEMİ

Artık 35 yaşından itibaren Hz. Peygamber (sav), belli zamanlarda özellikle Ramazan ayı boyunca Mekke’den uzaklaşıyor, kendisine seçtiği Nur dağı Hıra mağarasında günlerini geçirerek Cenab-ı Hakk’ın varlığını, birliğini, kudret ve azametini, O’nun gücü karşısında mahlukatın aczini ve zayıflığını düşünüyor; Rab Teala’nın insanlara sonsuz nimetlerini, buna karşı insanoğlunun nankörlüğünü, onların dinî, siyasî, içtimai, ahlakî vs. yönlerden içerisine düştükleri kötü durumları hatırlıyordu, işte bu  günler Hz. Peygamber (sav)’i ruhi, ahlakî bir olgunluğa götürdü.

Böylece kendisine verilecek peygamberlik görevini üstlenebilecek bir seviye geldiği bir sırada, 40 yaşında 610 tarihinde, Ramazan ayının Kadir gecesinde Hıra mağarasında, Cenab-ı Hakk’ın peygamberlere vahiy getirmekle görevli meleği Cebrail (a.s), O’na ilk vahyi, Alak Suresi’nin ilk beş ayetini “Yaratan Rabbinin adıyla oku!  O, insanı bir aşılanmış yumurtadan yarattı. Oku! Rabbin, en büyük kerem sahibidir. O Rab ki kalemle (yazmayı) öğretti. İnsana bilmedikleri şeyi öğretti. “ getirdi.

İlk vahiyden sonra vahiy biraz kesilmişti. Daha sonra “Ey bürünüp sarınan (Resûlüm)! Kalk, ve (insanları) uyar. Sadece Rabbini büyük tanı. Elbiseni tertemiz tut. Kötü şeyleri terket. “Müddessir Suresinin 1-5 ayetleri Peygamber (sav) Efendimize bildirilince Sevgili Peygamberimiz (sav) ilk olarak yakın akraba ve dostlarına gizli gizli İslam’ı anlattı. Bu olay yaklaşık üç yıl sürdü.

Artık Allah’ın Rasülü, insanları hak din olan İslam’a çağırmakla görevli idi. O, bu görevine ailesi halkından ve hak davaya gönül verebilecek yakın arkadaşlarından, gerçeği kabul edebilecek kabiliyette olan, fıtratı bozulmamış, düşünme kabiliyeti körelmemiş kişilerden başladı, ilk önce O’nu sevgili eşi Hz. Hatice tasdik etti. Erkeklerden Hz. Ebu Bekir, çocuklardan Hz. Ali, azatlı kölelerden Zeyd bin Harise kendisine ilk iman eden kimselerdi. Hz. Peygamber (sav) ilk üç yıl davetini gizli sürdürdü. Ancak Hz. Peygamber (sav)’in ilk üç yıl davetini gizli sürdürmesi, çevredeki insanların İslam’a karşı takındıkları düşmanca tavırdan, inanç ve ibadet hürriyeti tanımayacak kadar insafsız ve bağnaz oluşlarından kaynaklanıyordu. Müslüman olanların mallarına ve canlarına bir zarar gelmemesi, filizlenmekte olan İslam davasına acımasız bir balta vurulmaması açısından gizli davete gerek duyulmuştu. Bu safhada Hz. Peygamber (sav) faaliyetini genellikle davet merkezi edindiği Daru’l-Erkam ( Erkam’ın Evi )’dan yürütmüştür.

“ Sana emir olunanı açıkça söyle ve ortak koşanlardan yüz çevir! “ Hicr Suresinin 94. ayeti ile Peygamberimiz (sav) insanları açıktan açığa davete başladı.

Bir gün Safa tepesinden insanlara gerçeği şöyle duyurdu:

Size şu tepenin ardından bir düşman ordusunun geldiğini haber verirsem bana inanır mısınız?

Oradakilerden hepsi birden:

Evet inanırız! Çünkü senin yalan söylediğini hiç duymadık, dediler.

   Peygamber (sav) de şöyle buyurdu:

Öyle ise Allah’a yemin ederim ki, nasıl uykuya yatıyorsanız bir gün öylece ölecek ve sonra uykudan uyanır gibi yine diriltilecek yaptıklarınızdan hesap vereceksiniz. Şunu da iyi biliniz ki, ebedi bir cennet ve cehennem vardır. Öldükten sonra iyiler cennete, kötüler cehenneme gidecektir. Önümüzdeki kıyamet gününün azabı ile sizi korkutmak üzere görevliyim. Benim Allah’tan getirdiğim din dünya ve ahrette sizi kurtuluşa erdirecektir. Allah’ın birliğine ve benim peygamber olduğuma iman edenler kendisini azaptan kurtaracak, etmeyenler çok şiddetli bir ceza görecektir. Bu işi benimle birlikte üzerinize almaya ve bana yardım etmeye hazır mısınız.

Dinleyenler şaşırmışlardı. Amcası Ebu Leheb:

Bizi bunun için mi çağırdın? diyerek Hz. Peygamber (sav)’in sözünü kesti, ağzını bozarak incitici laflar söyledi.

Kureyşli müşrikler Peygamberimiz (sav)’i davasından vazgeçirmek için her çareye başvurmuşlardı. İşkence etmişler, eza-cefa yapmışlar, ibadetine engel olmak istemişler, mal, mülk, reislik teklif etmişler, şair, büyücü, mecnun gibi iftiralarla sarsmak istemişler fakat ne Peygamber (sav)’i nede ilk Müslümanları davalarından vazgeçirebilmişlerdi. Bir gurup Peygamber (sav)’in amcası Ebu Talibe giderek:

“Senin kardeşinin oğlu, ilahlarımıza hakaret ediyor, atalarımızın sapıklık içinde yaşadıklarını söylüyor, bize de ahmak diyor. O halde ya onun tarafına geç veya onu himayeden vazgeç de aramızda ki meseleyi halledelim” diye şikayette bulunmuşlardı.

Ebu Talib yeğeni Hz. Muhammed (sav)’e durumu anlattıktan sonra Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur:

“Ey amcacığım! Bu işten vazgeçmem için güneşi sağ elime, ayı da sol elime verseler bile Allah Teala bu dini üstün kılıncaya veya ben bu uğurda ölünceye kadar vazgeçmeyeceğim.”

Peygamber (sav)’in söylediklerini dinleyen amcası Ebu Talibte:

Gel ey kardeşimin oğlu! Git dilediğini söyle! Allah’a yemin ederim ki, seni asla onlara teslim etmem.

İşte Hz. Peygamber (sav) İslam davası etrafında böyle bir kadro oluşturduktan sonra peygamberliğin dördüncü yılından itibaren İslam’ı açık açık tebliğ etmeye başladı. Kureyş müşriklerinin İslam’ı engellemek için başvurdukları çok çeşitli çareler, Hz. Peygamber (sav)’e ve İslam’a samimiyetle bağlı kadro elemanlarına engel olamıyordu. Bu arada Mekke müşrikleri özellikle korunmasız Müslümanlara insaf ve vicdana sığmayan eziyet ve işkencelerde bulundular. Bu işkenceler karşısında Hz. Peygamber (sav), isteyen Müslümanların Habeşistan’a gidebileceklerini belirtip hicret izni verince, Peygamberliğin beş ve altıncı yıllarında Müslümanlardan birer grup l. ve II. Habeşistan hicretlerini gerçekleştirdiler. Mekkeli Müslümanların böylece Mekke haricine İslam’ı taşımaları, müşriklerin hınç ve kinini artırmıştı. Ama Cenab-ı Hakk’ın yardım ve inayeti sebebiyledir ki İslam’a gösterilen bu düşmanlıklar bile hak dinin yayılmasına yardımcı oluyordu. Mesela azılı müşriklerden Ebû Cehil’in bizzat Hz. Peygamber (sav)’e yaptığı sözlü ve fiili bir sataşma, Kureyş arasında şahsiyeti ve kuvvetiyle büyük bir itibara sahip olan Hz. Hamza’nın Müslüman olmasını sağladı. Ardından Mekke idare meclisi Daru’n-Nedve’de alınan Hz. Peygamber (sav)’i öldürme kararını uygulamak için harekete geçen güçlü şahsiyet Ömer bin el-Hattab, Hz. Peygamber (sav)’i öldürmek üzere O’nu ararken aslında ayakları onu hidayete sevk ediyor ve Ömer’in gücü İslam saflarına yeni bir heyecan ve şevk katıyordu.

Hem Müslümanlar, hem de Müslümanları koruyan Haşimoğulları, peygamberliğin 7. senesi île 10. senesi arasında tam üç yıl devam eden bir boykot ve muhasaraya maruz kaldılar. Mekkeliler ne Müslümanlarla, ne de onları koruyan Haşimoğulları ile hiç bir ilişkide bulunmayacaklarına, her türlü ilişkiyi keseceklerine, onlarla hiç bir şekilde alış-verişte bulunmayacaklarına, oturup kalkmayacaklarına, kız alıp vermeyeceklerine dair bir karar almış, bu kararı yazdıkları sahifeyi Kabe’nin iç duvarına asarak dinî bir hüviyet de vermişlerdi. Bu karara muhalefet eden, hem vatana, hem de dine ihanet etmiş sayılacak ve en ağır şekilde cezalandırılacaktı. Mekkeliler tarafından üç yıl süreyle ve titizlikle uygulanan bu karar, elbette Müslümanlara sıkıntılı, güç günler yaşatmıştır. Peygamberliğin onuncu yılında bu karar iptal edilip boykot ve muhasara kaldırıldığı vakit Müslümanlar pek sevinme imkanı bulamadılar. Çünkü çok geçmeden Hz. Peygamber (sav) iki büyük yakınını, amcası Ebû Talib’i ve eşi Hz. Hatice’yi üç gün arayla ardı ardına kaybetti. Rasulullah (sav)’ın üzüntüsüne Müslümanlar da katıldılar ve bu seneye Hüzün yılı adını verdiler.

Özellikle Ebû Talib’in vefatı, Hz. Peygamber (sav)’in Mekke’de İslam’ı tebliğ etmesini bir hayli güçleştirdi. Çünkü Ebû Talib’in sağlığında Mekkeliler Ona hürmet duydukları için himayesine aldığı yeğenine dokunmuyorlardı. Şimdi bu himaye ortadan kalktığı için Hz. Peygamber (sav) her yerde sataşma ve engellemelerle karşılaşıyordu. Böyle bir ortamda İslam’ı tebliğ etmek adeta imkansız hale geldiğinden Hz. Peygamber (sav), İslam’ı kabullenecek yeni bir kitle aramaya başladı. Bu sebeple de azatlı kölesi Zeyd bin Harise ile birlikte bir gün gizlice Taife gitti. Taifliler İslam’ı kabul etmedikleri gibi Peygamberimiz (sav)’i taş yağmuruna tuttular. Atılan taşlardan ayakları yaralandı, kan revan içinde kaldı. Zeyd ise vücudunu Peygamberimiz (sav)’e siper ederek atılan taşlardan onu korumaya çalışıyordu.

İşte böyle bir durumda Hz. Peygamber (sav)’i sevindirecek ve Kuran’dan sonra en büyük mucizelerinden biri olan bir mucize meydana geldi. Cenab-ı Hak, Rasulünü teselli etmek, bunca gördüğü düşmanlıklara rağmen gösterdiği sabır ve sebat dolayısıyla O’nu taltif edip lütuf ve ikramda bulunmak üzere katına çağırdı ve Hz. Peygamber (sav)’in İsra ve Miraç mucizesi gerçekleşti. Bir gece vakti Hz. Peygamber (sav), bir an ifade edilebilecek çok kısa bir zaman dilimi içinde önce Mekke’den Kudüs’e gitti. Oradan da göklere yükselerek Rabbinin huzuruna çıktı; dünya ötesi alemi, Cennet ve Cehennem’i müşahede etti. Böylece ruhen takviye görmüş, Rabbi tarafından mükafatlandırılmış olarak tekrar aynı anda Mekke’ye döndü. Miraç gecesi Receb ayının 27 gecesidir ve bu gece beş vakit namaz farz kılınmıştır.

Peygamberliğin 11. senesinde Medine’nin Hazrec kabilesinden altı kişi Akabe adı verilen yerde Hz. Peygamber (sav)’le karşılaşıp kısa bir görüşmeden sonra O’na iman ettiler. Bu altı Medineli, şehirlerine dönüşte Hazrec ve Evs kabileleri arasında İslam’ı yaydılar. Ertesi senenin hac mevsiminde ikisi Evsli, onu Hazreçli on iki kişilik bir heyet yine Akabe’de Hz. Peygamber (sav)’le buluşup O’na bey’at ettiler, l. Akabe bey’atı olarak tarihlere geçen bu görüşmenin akabinde Hz. Peygamber (sav), İslam kadrosunun ilk elemanlarından Mus’ab b. Umeyr’i davetçi olarak Medine’ye gönderiyordu. Mus’ab’ın Medine’de bir yıl süreyle yaptığı faaliyet öylesine verimli olmuştu ki İslam’ın konuşulmadığı ve girmediği bir ev hemen hemen kalmamıştı ve Medineliler, Allah Rasulünü şehirlerine buyur edip O’nu koruma konusunda her tehlikeyi göze alacak bir kıvama erişmişlerdi. Peygamberliğin 13. yılında Medine’den gelen daha kalabalık bir heyet Akabe’de Hz. Peygamber (sav)’le bir gece vakti gizlice buluşup II. Akabe Bey’atı’nı gerçekleştiriyor ve şehirlerine göç ettiği takdirde Hz. Peygamber (sav)’i ve Mekkeli Müslümanları malları ve canlarını korudukları gibi koruyacaklarına and içiyorlardı, işte bu and ve karşılıklı söz vermelere İslam tarihinde “Akabe bey’atları” adı verilmiştir.

MEDİNE DÖNEMİ

Mekkeliler bu görüşmeleri haber aldıkları zaman başlatılan yeni baskılar, Müslümanlara hicret kapılarını açtı. Hz. Peygamber (sav)’in izni ile Ashab-ı Kiram gruplar halinde ve çoğunlukla gizlice şehri terk edip Medine yolunu tuttular. Peygamber (sav) Efendimizde hicret arkadaşı Hz. Ebu Bekir’le beraber Medine’nin yolunu tuttu. Hicret esnasında Medine yakınlarında Kuba köyünde ilk mescit olan Kuba Mescidi ( Takva Mescidi ) ‘ ni inşa etti. Öğle vakti Ranuna adlı mevkiye gelindiği vakit Hz. Peygamber (sav) burada durdu; ilk cuma hutbesini okudu ve ardından ilk cuma namazını kıldırdı. Büyük küçük herkes yollara dökülmüş, coşkun bir tezahürat, sevgi ve saygıyla Hz. Peygamber (sav)’i karşılıyor, şehirlerine ve evlerine buyur ediyordu. Hz. Peygamber (sav) hiç kimsenin davetini reddetmiş olmamak ve hiç kimseyi kırmamak için uygun bir çare buldu ve üzerinde hicret ettiği devesi Kasvâ kendi haline bırakıldı; devenin çöktüğü yere en yakın evde Hz. Peygamber (sav) misafir olacaktı. Deve, şehrin orta tarafında iki yetim çocuğa ait boş bir arsada çöktü ve Hz. Peygamber kendisine ait hane-i saadetleri inşa edilinceye kadar buraya evi en yakın olan Ebû Eyyûb El Ensari (Halid bin Zeyd ) Hazretlerinin evinde misafir kaldı.

Medine’de yapılan ilk mescit Mescidi Nebevi ( Peygamber Mescidi)’dir. Mescidi Nebevi inşa edilene kadar Sevgili Peygamberimiz (SAV) Halid b. Zeyd’in evinde misafir olarak kaldı. Bu sahabe Emeviler döneminde ilerlemiş yaşına rağmen İstanbul’un kuşatmasına katılmış ve şehit düşmüştür. Kabri bugün kendi adıyla anılan Eyüp semtindedir.

   Ayrıca mescidin avlusunda mescide bitişik olarak Suffa yaptırılmıştı. Evi ve ailesi bulunmayan fakir Müslümanlar burada kalıyorlardı. Bu kimselere Ashabı Suffe denir. Bunlar bütün günlerini Peygamberimizi dinlemeye, ilim öğrenmeye ayırıyorlardı. İslam’ın ilk öğretmenleri bu öğretim kurumunda yetişmiştir. Orada yetişenler yeni Müslüman olan kabilelere İslam’ı öğretmek üzere gönderilmiştir.

   Müslümanlar namazlarını Peygamberimizin imamlığında cemaatle burada kılıyorlardı. Önemli konular burada görüşülüp karara bağlanırdı. Elçiler ve temsilciler buruda karşılanırdı.

Ensar: Mekke’den Medine ye hicret eden Müslümanlara yardım eden Medineli Müslümanlara denir.

Muhacir: Mekke’den Medine’ye hicret eden Müslümanlara denir.

HİCRETİN 1. YILI  ( M. 623 )

1. Mescidi Nebevi “Peygamber mescidi”nin yapılması

2. İlk ezanın okunması ( Rüyasında gören; Abdullah b. Zeyd , İlk okuyan ise; Bilâl-i Habeşî’dir.)

3. Ashâb-ı Suffe (ilk yatılı öğretmen okulu )

4. Ensar ile Muhacir arasında İslam kardeşliğinin ilk uygulaması

5. Yahudilerle ( Nadîroğulları, Kureyzâoğulları ve Kaynukaoğulları) yapılan antlaşmalar 52 maddelik dünyanın bilinen ilk yazılı antlaşması)

6. İlk nüfus sayımı ( Kab b. Mâlik  Medine sınırlarının taşlarla tesbitiyle görevlendirildi. H./1: Medine nüfusu; 10 bin,bunlardan Müslümanların nüfusu;1500 kişidir. )

HİCRETİN İKİNCİ YILI ( M. 624 )

1. Kıble’nin Mescidi Aksadan Mescidi Harama değişmesi ( Bakara Suresi 144 )

2. İlk Seriyyelerin gönderilmesi; Seriyye; küçük askerî birliklerdir. Görevi; denetleme,teftiş ve düşmana gözdağı vermektir. Gazve ise; Mute Savaşı hariç Rasulullah (sav)’ın başında bulunduğu askerî birliklerdir.

3. Savaşa izin verilmesi ( M. 624 ) ( Hac-22 / 39 ) ( Bakara-2 / 190 )

BEDİR SAVAŞI ( M. 624 )

Müşrikler silah,araç ve temin etmek üzere Şam’a büyük bir kervan göndermişlerdi. Elde edilen istihbârât sonrasında, Rasulullah (sav) 305 Kişi ile bu ticaret kervanının önünü kesmek istedi. Ancak kervan komutanı; Ebu Süfyan bunu haber alınca  yolunu değiştirerek (deniz kıyısından ) kervanı kaçırmayı başardı. Mekke’ye gelen bir haberciyle Müşrikler durumdan haberdâr olunca  950 Kişilik bir ordu ile kafileyi (kervanı) kurtarmak için harekete geçtiler. Kafilelerinin sıvışıp kurtulduğunu öğrenmelerine rağmen  Ebu Cehil’in ısrarı üzerine geri dönmekten vazgeçtiler ve  Bedir’e kadar geldiler.Rasulullah (sav) ise kafileyi takip ile  Bedirde düşmanla savaşma ikilemini ashâbı ile istişâre etti Rasulullah (sav)’ın meyli üzere Bedirde kaldılar.

Düşmanlar başlangıçta avantajlı idiler. Rasulullah (sav)’ın duası ve Yüce Allah’ın yardımı ile savaşı kazandılar.

Düşman 70 ölü, 70 esir bırakarak kaçtı. Müslümanların ise  14 şehit verdiler. (İlk şehit: Hz. Ömer’in azatlısı; Mihcâ’dır.) Esirlerden  bir kısmı para karşılığında, bir kısmı parasız, bir kısmı da Ensar’dan 10 çocuğa okuma ve yazma öğretmeleri karşılığında serbest bırakıldılar.

UHUD SAVAŞI ( M.625 )

Bedir’in intikamını almak isteyen Müşrikler Mekke civarındaki kabilelerden de yardım alarak, 3.000 kişilik bir ordu hazırladılar.Rasulullah (sav) da istihbârâtla durumdan haberdâr oldu. 1000 Kişilik bir ordu hazırlandı.  Rasulullah (sav) Medine’de savunmaya dayalı bir savaşa meylederken gençler ve Hz. Hamza  açık araziyi tercih ediyorlardı. Münâfıkların başı  Übeyy b. Selül bu olayı  bahâne ederek İslâmî kuvvetlerden ayrıldı.( 300 kişi )

Rasulullah (sav)  Abdullah b. Cübeyr ve  50 kadar sahabeyi düşman saldırısı beklenen bir gediğe yerleştirdi. I. Safhada Müslümanlar üstündü ve savaş kazanılmak üzereydi. II. Safhada Abdullah b. Cübeyr emrindeki askerler de ganimet almak istediler ve yerlerini terk ettiler. Bu durumu pusuda bekleyen Halid b. Velid Müslümanları sol tarafından vurmaya başladı. Savaş Müslümanların aleyhine döndü. Başta Hz. Hamza (Vahşi tarafından) olmak üzere pek çok sahabe şehit edildi.Bu arada Rasulullah (sav)’ın da öldürüldüğü haberi etrafa yayılınca Müslümanlar iyice dağıldı. Oysa  Rasulullah (sav) ölmemişti ve sahâbenin ileri gelenleri O’nun etrafında pervâne olmuşlardı. III Safhada Rasulullah (sav)’ın ölmediği anlaşılınca Müslümanlar moral buldular ve tekrar toparlandılar. Düşman da fazla savaşmaya cesaret edemedi ve geri çekildi. Cebrail’in uyarısıyla Müşrikler Hamraül-Esed’e kadar takip edildi.

Mekkeliler 22 ölü verdi. Müslümanlar ise  70 şehit. Uhud savaşı Rasulullah (sav)’ın uyarısını dinlemeyen Müslümanlar için kötü bir ibret vesikası olarak tarihteki yerini aldı. Bu savaşta da görüldü ki münâfıklara güvenmek  bir hataydı.

RACİ VE BİRİ MAUNE FACİALARI ( M. 626 )

   Arap kabilelerinden bir heyet Medine’ye gelerek Hz. Peygamber (sav)’e kabilelerinde İslam’ı kabul edenlerin bulunduğunu, bunun için kendilerine İslam’ı öğretecek öğretmenler istediler. Peygamberimiz (sav) onlarla beraber 6 kişilik bir heyet gönderdi.

   Ancak bunlar Reci denilen yere geldiklerinde Müslüman öğretmenlere hıyanet ederek 4’ünü şehit ettiler, Zeyd ve Hubeyb’i de Mekkelilere sattılar.

   Ebu Süfyan Zeyd’e: “ Sen şimdi evinde çocuklarınla birlikte olsaydın da, senin yerinde Muhammed olsaydı, senin yerine onu öldürseydik “ diye sorduğu zaman,

   Bu sözün bir tek karşılığı olabilirdi, onu da Zeyd verdi: “ Bırakın evimde oturmayı şu an Hz. Muhammed (sav)’in ayağına bir diken batmasına bile tahammül edemem!…”

   Zeyd idam edildi, Hubeyb de idam ediyecekti. Son isteğini söyledi ve iki rekat namaz kıldı. O zamandan beri idam edilecek bir müslümanın namaz kılması gelenekleşmiştir.

   Necid bölgesinde oturan başka bir gurup Hz. Peygamber (sav)den yine İslam’ı öğretecek öğretmenler istedi. Peygamberimiz (sav) 70 kişilik bir gurup gönderdi. Ancak bu guruptaki Müslümanlardan biri hariç hepsi de şehid edildiler.

HENDEK ( AHZAB ) SAVAŞI ( M. 627 )

Medine’den sürülen Yahudîler ile  Mekkeli Müşrikler birleşti. Gayeleri; İslâm’ı yok etmekti.  10.000 Kişilik  Ebu Süfyan komutasındaki bir ordu ile Medine’yi kuşattılar.Rasulullah (sav) Selmanı Farisi’nin tavsiyesi üzerine Medine’nin düşman gelecek tarafına hendek kazılmasını emretti.(Uzunluğu; 5.5 Km, Eni; 9 m,Derinliği de; 4.5 m  kadardı. 2 Haftada kazıldı.)

Kuşatma 15 Gün sürdü. Mevsim soğuktu. Buna ilâveten Cenabı  Hak şiddetli bir kum fırtınası gönderdi. Göz gözü görmüyordu Mekkeli Müşriklerin çadırları altüst oldu, ,ordusu dağıldı ve kaçmaya başladılar.

Müşrikler 4 ölü verirlerken, Müslümanlar 5 şehit verdiler.

HUDEYBIYE BARISI ( M.628 )

Rasulullah (sav) Zi’l-ka’de ayında 1400 Müslüman’la yanlarına silah,araç ve gereçleri almadan Umre niyetiyle Mekke’ye hareket ettiler. Mekkeli Müşrikler Mekke civarındaki kabilelerden yardım alarak Hudeybiye civarını tuttu. Rasulullah (sav) ve Müslümanların Mekke’ye girmelerine engel olmak istiyorlardı Rasulullah (sav) Hz. Osman’ı göndererek niyetlerini bildirdi. Hz. Osman’ın dönüşü gecikince Müslümanlar bir ağacın altında kanlarının son damlasına kadar savaşacaklarına dâir söz verdiler.( Beyatür Rıdvan ) Buna karşılık Mekkeli Müşrikler Hz. Osman’ı serbest bıraktılar ve sulh yapmak üzere de Süheyl b. Amr’ı gönderdiler. Ve bir antlaşma yapıldı. Buna göre:

1. İki taraf arasında 10 yıl süreyle savaş yapılmayacaktı.

2. Beytullah bu sene değil, bundan sonraki sene, 3 gün içinde silahsız olarak ziyaret edilecekti.(Mekkeliler de şehir dışına çıkacak.)

3. Müslümanlar Kureyş’e sığınırsa geri teslim edilmeyecek,bir Müşrik Müslümanlara sığınırsa geri teslim edilecekti.

4. Diğer Arap kabilelerinden isteyenler Müslümanlarla, isteyen Mekkelilerle anlaşma yapabilecekler veya onların himayesine girebileceklerdi

Antlaşma 2 yıl sürebildi. Bu antlaşmanın Müslümanlar açısından faydaları: Müslümanlar savaşa daha hazırlıklı bulunan düşmanın bu avantajından korundu. Ayrıca başka düşmanlarıyla da daha rahat mücadele etme imkânına kavuştular. Bu anlaşmayla da:

Mekkeli Müşrikler Medine’deki İslâm devletinin varlığını resmen kabûl etmiş oldular. Bir çok kabile serbestçe İslâm’ı tanıma fırsatını yakaladı ve böylece Müslümanların sayısı arttı.

HAYBER’İN FETHİ (M.628)

Hayber İslâm düşmanlarının katılımı ile güçlenmişti ve Müslümanlar için tehlike arz ediyordu. Rasulullah (sav) 1.600 kişi ile  7 Kaleyi kuşattı. Neticede Yahudiler teslim oldular. Bu savaşta Müslümanlar 15 şehit verdi,düşman ise 93 kayıp verdi.

KOMŞU DEVLETLERİ İSLAM’A DAVET

Habeş Necâşı ( Adhame ) Müslüman oldu

Mısır hükümdârı Mukavkıs çeşitli hediyeler gönderdi. Elçiye de hürmet etti. Bu hediyeler arasında yer alan Mariye isimli kadın ise Hz. Peygamber (sav)’in son çocuğu olan ve küçük yaşta vefat eden İbrahim’in annesidir.

Doğu  Roma İmparatoru Heraklis istişâre etti,ama tahtını bırakamadı

Şam ve Yemame Emiri elçileri kaba bir şekilde geri çevirdi.

Rum Kayseri de hediyeler gönderdi. Kavminden çekindiği ve saltanata düşkünlüğü sebebiyle Müslüman olmadı.

İran Kisrâsı Hüsrev Perhiz mektubu parçaladı. Rasulullah’ın duası ile mülkü ve devleti parçalandı.

Ğassân Emiri Şurahbil elçiyi ( Haris b. Umeyr ) şehit etti. Bu olay Mute Savaşı’na sebeb oldu.

Bahreyn emiri İslam’ı kabul etti.

Yemen ve Umman emiri kaba surette ret cevabı verdi.

MUTE SAVAŞI ( M.629 )

Zeyd b. Harise komutasında  3.000 Kişilik bir ordu hazırlandı ve gönderildi. Düşman Bizans’tan yardım alarak 100.000 kişiden fazla  bir ordu ile  Mute’de konuçlandı. Müslümanlardan önce, sancak tutan Zeyd ,sonra  Cafer, sonra Abdullah b. Revaha şehit olunca “Seyfullah” lâkaplı  Hz. Halid b. Velid İslâm ordusunu toparladı. Bir taktikle de düşmanı geri çekilmeye zorladı.Ve bundan faydalanarak Medine’ye geri döndü. (Rasulullah (sav) Savaşı naklen anlatmıştır.)

MEKKE’NIN FETHI ( M.630 )

Mekkelilerle anlaşması bulunan bir kabile, Müslümanlarla anlaşması olan ve onların himayesinde bulunan bir kabileye saldırdılar ve bu saldırıda Mekkelilerde kendilerine yardım etti. Böylece Kureyş antlaşmayı tek taraflı bozmuş oldu. Rasulullah (sav) 10.000 Kişi ile Mekke’ye hareket etti. İslam ordusu savaşmaksızın Mekke’ ye girdi. (Yalnızca Halid b. Velid’in komutanlığını yaptığı birlikle Mekkeliler arasında küçük bir çatışma çıktı ve hemen savuşturuldu.) Cuma günü  Rasulullah (sav) (intikam alma yerine) herkesi affetti. Kabe’yi putlardan temizletti.

Hz. Peygamber (sav) Mekkelilere: “ Bu gün size ne yapacağımı umarsınız?” diye sordu.

Onlar da: “ Senden hayır umarız. Zira sen, değerli bir kardeşsin ve değerli bir kardeş çocuğusun” cevabını verdi.

Bunun üzerine Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) şöyle buyurdu:

“ Size vaktiyle Yusuf’un kardeşlerine dediğini diyeceğim: Geçmişte yaptıklarınızdan dolayı bugün alaya alınmayacak, cezalandırılmayacaksınız, haydi gidiniz, hepiniz serbestsiniz!”

Rasulullah (sav)’ın bu hoşgörüsü ve büyüklüğü karşısında Mekkeli erkek ve kadınlardan pek çoğu Rasulullah (sav)’a gelerek Müslüman oldu. Rasulullah (sav) Mekke’ye Attab b. Esîd’i vâli olarak tayin etti ve Medine’ ye döndü.

HUNEYN GAZVESI ( M.630 )

Mekke’nin fethiyle Hevâzîn kabilesi telaşlandı ve Sakif kabilesi ile irtibat kurdu. 20.000 kişilik bir ordu oluşturdular. Henüz Mekke’de bulunan Hz. Peygamber (sav) bunu haber alınca 12.000 kişilik bir ordu hazırladı. Düşman ordusu Huneyn vadisinin dar bir geçidine pusu kurdu ve Müslümanları ok yağmuruna tuttu. Müslümanlar savaşın başında çözülür gibi olmalarına rağmen çabuk toparlandılar ve düşman ganimetleri de bırakarak kaçtı.

Düşman ordusunu takip eden Hz. Peygamber (sav) Taif şehrini kuşattı. Kuşatma 20 gün devam etti. Taifliler direniyorlardı. Hz. Peygamber (sav) kuşatmayı kaldırdı ve Taifliler için dua ederek geri döndü. Nitekim Taifliler 1 yıl sonra bir heyet göndererek İslam’ı kabul ettiklerini bildirdiler.

TEBÜK GAZVESI ( M.631 )

Romalıların Şam’da Müslümanlara karşı çok büyük bir ordu hazırladığı haberi geldi. Bunun üzerine Rasulullah (sav)’da 30.000 Kişi ile Tebuk’a hareket etti. Tebuk’a yaklaştıkça ordu büyüdü. 20 gün kalındı. Herhangi bir düşmanla karşılaşılmadı ve geri dönüldü. Müslümanların Roma’ya kafa tutmaları çevre kabileleri korkuttu. Yemen’den, Necid’den kabileler gelerek bağlılıkları bildirdiler. Bu arada Tebuk çevresindeki bazı kabilelerle de antlaşmalar yapıldı. Artık Arap Yarımadasında Müslümanlara karşı koyabilecek bir güç kalmadı.

VEDÂ HACCI VE VEDÂ HUTBESI ( M. 632 )

Rasulullah (sav) hac farizâsını yerine getirmek üzere Müslümanlarla Mekke’ye hareket etti. Mekke’ye varıldığında ise sayıları 100.000‘i aşmıştı. Rasulullah (sav) müminlerle birlikte hac görevini yerine getirdi ve etkili, öğüt dolu bir hutbe söyledi. Cuma günü akşamı da  “ Bugün size dininizi tamamladım…” ayeti indi. Bu, Rasulullah (sav)’ın son haccı oldu. Rasulullah (sav) 10 gün içinde hac görevi tamamladı ve mü’minlerle vedâlaştı. Vedâ hutbesi (özetle):

Allahtan başka îlâh yoktur. O’ndan korkun ve O’na itaat edin!

Can, mal, ırz kutsaldır.

Cahiliye gelenekleri kaldırılmıştır.

Faiz haramdır.

Kan davası haramdır.

Dininizi korumak için; küçük gördüğünüz işlerde Şeytana uymaktan kaçının!

Haksızlık yapmayın! (Hakkı gasbetmeyin!) Haksızlığa da boyun eğmeyin!

Emanetler ehline verilmelidir. Kefil olan sorumludur.

Kadınların ve erkeklerin karşılıklı hak ve sorumlulukları vardır.

            Zina haramdır.

Allah’a ibadet edin! 5 Vakit namazınızı kılın! Ramazan orucunu tutun! Emirlere itaat edin! O takdirde Cennete girersiniz.

Bütün müminler kardeştir.

Sadece Allaha ibadet edilecektir.

Hiç kimsenin başkasına üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir.

Allahın kitabına ve Peygamberimizin sünnetine uyanlar asla sapıklığa düşmez.

Haksızlık yapmayın! (Hakkı gasbetmeyin!) Haksızlığa da boyun eğmeyin!

“Ey insanlar!Yarın beni sizden soracaklar risâletimi tebliğ ettim mi?”( diyerek 3 kez tekrarladı.) O’nun vasiyet ve nasihatlarını dinleyen bütün mü’minler de: ” Evet! Yemin ederiz tebliğ ettin, şehâdet ederiz“ dediler.

HZ. MUHAMMED ( SAV )’İN  VEFATI ( M. 632 )

Zamana ve zemine uygun bir şekilde nerede nasıl hareket edeceğini gayet mükemmel hesap eden ve planlı bir strateji uygulayan Hz. Muhammed (sav), yirmi üç yıl gibi kısa bir sürede tarihte eşine rastlanılmayacak büyük bir inkılabı gerçekleştirmişti. Kırk yaşında peygamberlik görevine başladığı zaman yapayalnızdı, güçsüzdü, maddi imkanları yoktu. Buna mukabil, mücadeleye giriştiği toplum, tasavvur edilebilecek en aşağı seviyede bulunuyordu. Müşriklerin inanç ve ibadetleri son derece mantıksız ve gülünçtü; ahlak anlayışları neredeyse yoktu; hak, adalet anlayışları zulmün göstergesiydi; menfaatler her şeyin üstünde tutuluyordu. Böyle bir ortamda Hz. Peygamber (sav)’in yılmadan yorulmadan, büyük bir azim ve gayretle yürüttüğü İslam daveti, yirmi üç senede öyle bir sonuç verdi ki; artık o dönemden “Asr-ı Saadet” “Saadet asrı” diye bahsetmek gerekecekti. Hz. Peygamber gerçekleştirdiği bu büyük inkılabın heyecanı ve görevini layıkıyla yapmış olmanın huzur ve mutluluğu içerisinde kendisine iman edenleri hicrî onuncu senenin hac mevsiminde hac yapmak üzere Mekke’de topladığı zaman, genellikle kabul edildiğine göre, etrafında 114.000 sahabe vardı. Bu hac, Hz. Peygamber (sav)’in son haccı olduğu için ve yaptıkları konuşmalarında bir bakıma ashabına veda ettiğinden “veda haccı” diye adlandırılmıştır.

Veda haccı dönüşü Peygamber (sav) Efendimiz rahatsızlandı. Hz. Peygamber (sav)’in başlayan rahatsızlığı gün geçtikçe şiddetlendi ve O’nu bîtab bir şekilde yatağa düşürdü. Hastalığının ilk günlerinde namaz vakti olduğu zaman mescide çıkıp ashabına namaz kıldırıyordu. Ama daha sonra imamlık, Hz. Peygamber (sav)’in emri ile Hz. Ebûbekir’e havale edildi.

   Hz. Peygamber (sav) hasta iken zaman zaman Müslümanlara bazı nasihatlerde bulunmuştur. Onlardan birisin de şöyle buyurmuştu:

   “Ey Müslümanlar! Her kimin sırtına vurmuş isem işte sırtım gelsin vursun, her kimin malını almış isem gelsin alsın. Allah Teala bu kulunu dünya ile kendisine kavuşmak arasında muhayyer kıldı, kulu da ona kavuşmayı tercih etti….”

Hicrî on birinci yılın 12 Rebîulevvel pazartesi günü kuşluk vaktinde de Kelime-i Tevhid getirerek ve Rabbini kasıtla:”… Yüce dosta!” diyerek Rabbine kavuştu. Hz. Peygamber (sav)’in cenazesinin hazırlanması, yıkanması, kefenlenmesi işlerini Hz. Ali, Hz. Abbas, Abbas’ın oğlu Fazl, Üsame b. Zeyd gibi yakınları yerine getirdi. Peygamberlerin vefat ettikleri yerde defnolunacaklarına dair Hz. Ebubekir’in rivayet ettiği bir hadis dolayısıyla, Hz. Peygamber (sav)’in vefat ettiği Hz. Aişe’nin odasında bir kabir kazıldı. Bu arada Ashab-ı kiram grup grup gelerek Rasul-ü Ekrem (sav) için cenaze namazı kıldılar. Oda küçük olduğundan küçük cemaatlar halinde kılınan cenaze namazı bir hayli uzun sürmüştü. Bu sebeple Hz. Peygamber (sav)’in naşı ancak çarşamba günü gece vakti kabre indirilebildi. Hz. Peygamber (sav) Efendimiz vefat ettiklerinde 63 yaşında idi.

Rasulullah (sav)’ın vefatıyla “Asr-ı Saâdet Dönemi” bitti ve “Hulefâ-i Râşidîn Dönemi ( Dört Halife Dönemi )” başladı.

VEDA HUTBESİ

( Bu hutbe, M.S. 632 yılında Hz. Muhammed (sav) Efendimiz tarafından yüz bini aşkın Müslümana irad edilmiştir. Hz. Muhammed (sav) Allah’a hamd ve senâdan sonra şöyle buyurmuştur.)

EY İNSANLAR!

Sözümü iyi dinleyiniz.Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedi olarak bir daha birleşemeyeceğiz. İNSANLAR!

Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecâvüzden korunmuştur.

ASHABIM!

Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünkü her hal ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin! Olabilir ki bildiren kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlayarak muhafaza etmiş olur.

ASHABIM!

Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine versin. Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Lâkin borcunuzun aslını vermek gerektir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah’ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Cahilliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım fâiz de Abdulmuttalib’in oğlu (amcam) Abbas’ın faizidir.

ASHABIM!

Cahilliyet devrinde güdülen kan dâvâları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası Abdulmuttalib’in torunu (amcazadem) Rebia’nın kan davasıdır.

İNSANLAR!

Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden tesir ve hakimiyet kurmak gücünü ebedi suretle kaybetmiştir. Fakat siz; bu kaldırdığım şeyler dışında, küçük gördüğünüz işlerde ona uyarsanız bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız!

İNSANLAR!

Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah’tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah emaneti olarak aldınız; onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız, onların, aile yuvasını, hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, onları hafifçe dövüp sakındırabilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, memleket göreneğine göre, her türlü yiyim ve giyimlerini temin etmenizdir.

MÜ’MİNLER!

Size bir emanet bırakıyorum ki ona sıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanet Allah Kitabı Kur’an dır. MÜ’MİNLER! Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman Müslüman’ın kardeşidir, böylece bütün Müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz başkasına helal değildir. Meğer ki gönül hoşluğu ile kendisine vermiş olsun…

ASHABIM!

Nefsinize zulmetmeyiniz. Nefsinizin de  üzerinizde hakkı vardır.

İNSANLAR!

Allah Teala her hak sahibine hakkını (Kuran’da) vermiştir. Varise vasiyet etmeğe lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden için mahrumiyet vardır. Babasından başka bir soy iddia eden soysuz, yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan nankör, Allah’ın gazabına, meleklerin lanetine ve bütün Müslümanların ilencine uğrasın! Cenab-ı Hak, bu gibi insanların ne tevbelerini, ne de adalet ve şahadetlerini kabul eder.

İNSANLAR!

Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Âdem’in çocuklarısınız, Âdem ise topraktandır. Allah yanında en kıymetli olanınız, O’na en çok saygı göstereninizdir. Arab’ın Arap olmayana -Allah saygısı ölçüsünden başka- bir üstünlüğü yoktur. İNSANLAR! Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?

“-Allah’ın elçiliğini ifa ettin, vazifeni yerine getirdin, bize vasiyet ve öğütte bulundun diye şahadet ederiz.” (Bunun üzerine Resûl-i Ekrem mübarek şahadet parmağını göğe doğru kaldırarak sonra da cemaat üzerine çevirip indirerek şöyle buyurdu.) Şahid ol yâ Rab! Şahid ol yâ Rab! Şahid ol yâ Rab!

ALLAH RASULÜ S.A.V.’İN  ALTI  DİPLOMATİK  MEKTUBU

Peygamber s.a.v Efendimizin hayatını (Siret-i Nebevî) anlatan kitaplarda, O’nun birçok yere gönderdiği mektuplardan bahsedilir. Bu mektuplar, İslâm dinini açıklayan, zekât ve vergi (cizye) kurallarını anlatan veya mal ve toprakların bağışı ile ilgili belgeler şeklindeydi. Ancak Allah Rasulü s.a.v.’in en önemli mektupları, Arap Yarımadası çevresindeki sekiz kral ve yerel yöneticilere gönderdikleridir. Bugün bu mektupların altısının orijinali mevcuttur.

Taberanî ve İbn-i İshak rh.a., bu diplomatik mektupların gönderilmesiyle ilgili şöyle bir olay naklederler:

Peygamber Efendimiz s.a.v. Hicretin 6. yılında Hudeybiye’den Medine’ye döndüğünde, Zilhicce ayının bir gününde sahabelerin yanlarına gelip buyurdu ki:

- Ey insanlar! Hiç şüphesiz Yüce Allah beni herkese rahmet olarak göndermiştir. O halde bana vekaleten İslâm’ı tebliğ vazifesini yerine getiriniz. Havarilerin İsa b. Meryem’in önünde ihtilaf ettikleri gibi siz de benim emrimde ihtilaf etmeyiniz.

Orada bulunanlar sordular:

- Ey Allah’ın Rasulü, havariler nasıl ihtilaf ettiler?

- Benim sizi davet ettiğim şeye, O da havarileri davet etmişti de, uzak yere gitmek istememişlerdi. İsa b. Meryem de Cenab-ı Hakk’a şikayette bulundu.

Bunun üzerine Havarilerin her biri davete memur kılındıkları halkın diliyle konuşur oldukları halde sabaha çıktılar.

Dediler ki:

- Ey Allah’ın Rasulü, biz vereceğin her vazifeyi yapacağız, bizi dilediğin yere gönder.

Onların bu cevabı üzerine Rasulullah s.a.v., Dıhye b.Halife’yi Bizans Kralı Herakliyus’a; Abdullah b. Huzafe’yi Acem Şahı Kisra’ya; Amr b. Ümeyye’yi Habeş Kralı Necaşi’ye; Hatıb b. Ebi Beltaa’yı İskenderiye Kralı Mukavkıs’a; Şüca b. Vehb’i Gassan Kralı Hevze b. Ali’ye; Amr b. As’ı Umman Meliki Culanda’nın iki oğlu Ceyfer ve Abd’e; Alâ b. Hadremî’yi El-Ahsa Valisi Münzir b. Sava’ya; Salit b. Amr’ı da Yemame Valisi Hevze b. Ali’ye göndermiştir.

Ashabın tavsiyesi üzerine Hz. Peygamber s.a.v., üzerinde üç satır halinde “Muhammed/ Rasul/Allah” yazılı gümüş bir mühür-yüzük yaptırdı. Onu daima parmağında taşır ve bir mektubu mühürlemek istediğinde yanındakilerden birine verir, sonra tekrar parmağına takardı. Mektuplar “Besmele” ile başlıyor, ardından “Allah’ın Rasulü Muhammed’den” ibaresi geliyor ve mektubun gönderildiği hükümdarın adı yer alıyordu. Kısaca mesaj verildikten sonra, hemen hemen her mektup şu şekilde sona eriyordu:

“İslâm’ı kabul edersen selâmet bulursun, şayet yüz çevirirsen bütün tebanın günahı senin üzerine olacaktır.” Her mektubun sonunda “Allah Rasulü Muhammed” mührü bulunuyordu.

Orijinalleri bulunan altı mektuptan beşi, muhataplarını İslâm’a davet niteliğini taşırken, altıncısı Vali El-Münzir’e cevap niteliğindedir.

Bu mektupların ortaya koyduğu bir gerçek de şudur: Hadis, sîret gibi klasik nakil kaynaklarımızda bu mektupların içeriği hakkında yapılan nakillerle orijinal metinlerin içeriği aynıdır. Buradan anlıyoruz ki, sahih kabul edilen klasik nakil kaynaklarımız, bugünlerde iddia edildiği tarzda yalan-yanlış anlatımlarla dolu değil.

Bismillahirrahmanirrahim.

Allah Rasulü Muhammed’den el-Münzir b. Sava’ya.

Selam üzerine olsun. Seni, kendisi dışında hiçbir ilâh olmayan tek bir Allah’a hamdetmeye davet ediyorum ve ilan ediyorum ki, O’ndan başka ilâh yoktur ve Muhammed O’nun kulu ve Rasulüdür.Sana Kadir-i Mutlak ve Şanı Yüce Allah’ı hatırlatırım. Zira kim iyi bir nasihate kulak verirse kendi iyiliği içindir ve kim benim elçilerime itaat eder ve emirlerine uyarsa, bizzat bana itaat etmiş olur. Ayrıca kim onlar hakkında iyi düşünürse benim hakkımda da iyi düşünmüş olur. Benim elçilerim seni övmüştür. Ben de senin halkına karşı şefaatini kabul ediyorum.

Müslüman olmadan önce sahip oldukları şeyleri müslümanların elinde bırak. Ve ben suçluları affediyorum, sen de onların pişmanlıklarını kabul et. Sen iyi davrandığın sürece seni görevden azletmeyeceğiz. Kim ki yahudilik ya da mecusilikte ısrar ederse cizyeye tabi olacaktır.

Allah Rasulü Muhammed

Bu mektuptan, ilk kez 1863 yılında bir Alman dergisinde yayınlanan bir makalede bahsedilmiştir. Önceleri bir İtalyan’ın elinde olduğu sanılan mektubun, en son 1956 yılına kadar Şam’da yaşayan Kuvatlı ailesinin mülkünde olduğu söylenmektedir.

Bismillahirrahmanirrahim.

Allah’ın kulu ve rasulü Muhammed’den Kıptîlerin büyüğü Mukavkıs’a.

Selam doğru yola tabi olanlara olsun. İmdi, Ben seni İslâm’ın çağrısına davet ediyorum. Müslüman ol kurtulasın. Allah sana (bu sebeple) iki kat mükafat versin. Şayet müslüman olmazsan bütün Kıptîlerin günahı senin üzerine olsun.

“Ey Ehl-i Kitap! Hepiniz bizimle sizin aranızda ortak olan bir kelimeye gelin ki, Allah’tan başkasına tapmayalım. O’na hiçbir şeyi eş tutmayalım. Allah’ı bırakıp da birbirimizi Rab diye tanımayalım. Şayet onlar bu davetten yüz çevirirlerse deyin ki: Şahit olun, muhakkak biz müslümanlarız.”

Allah Rasulü Muhammed

Bu mektup orijinaller arasında ilk bulunandır (1852). Mektup Sultan I. Abdülaziz tarafından satın alınmış ve Topkapı Sarayı’nın Kutsal Emanetler kısmına konulmuştur.

Bismillahirrahmanirrahim.

Allah Rasulü Muhammed’den Culanda’nın iki oğulları Ceyfer ve Abd’e.

Selam hakikat yoluna tabi olanlara olsun! Sizin her ikinizi İslâm’ın davetine çağırıyorum. İslâm’a tabi olun ve kurtuluşa erin. Zira ben, Allah’ın diri olan herkesi uyarmak ve vaadini kâfirler üzerinde tamamlaması için tüm insanlığa gönderdiği elçiyim.

İmdi, eğer her ikiniz de İslâm’ı tanırsanız, her ikinize de iktidar vereceğim. Ama kabul etmeyip reddederseniz, ikinizin de krallığı sizden uzaklara yok olup gidecektir. Süvarilerim ülkenizde ordugâh kuracaklar ve peygamberlik vasfım krallığınıza galip gelecektir.

Allah Rasulu Muhammed

Bu mektup, ilk defa 1975 yılında Umman’da çıkan es-Sabah dergisinde yayınlanmıştır. Mektubu İran’da görev yapan zamanın Umman Büyükelçisi Prof. İsmail er-Rasasî Lübnan asıllı bir antikacıda görmüş ve resmini çekmiştir.

Bismillahirrahmanirrahim.

Allah Rasulu Muhammed’den İranlıların büyüğü Kisra’ya.

Selam hakikat yolunu izleyip Allah’a ve Rasulüne iman edenlerin ve Allah’tan başka ilâh olmadığına, O’nun bir ve ortaksız olduğuna ve Muhammed’in O’nun kulu ve Rasulü olduğuna şahadet edenlerin üzerine olsun.

Seni İslâm’ı kabule çağırıyorum. Zira ben, Allah’ın diri olan herkesi uyarmak ve vaadini kâfirler üzerinde tamamlaması için tüm insanlığa gönderdiği elçiyim.

İmdi, İslâm’a teslim ol ve felâha er. Ama eğer reddedersen, o zaman mecusilerin günahları da senin üzerine olacaktır.

Allah Rasulü Muhammed

Bu mektubun, 1.Dünya Savaşı sonunda bir hıristiyan tarafından Şam’da 150 altına alındığı, Beyrut’ta çıkan El-Hayat gazetesinde 1963 yılında yayınlanmıştır. Mektubun sahibinin oğlu, incelenmesi için bir Arap araştırmacıya vermiş, daha sonra 1964 yılında Prof. Muhammed Hamidullah tarafından incelenmiştir. Mektup, Kisra tarafından yırtılmış haliyle muhafaza edilmektedir.

Bismillahirrahmanirrahim.

Allah’ın kulu ve rasulü Muhammed’den Rumların büyüğü Herakliyus’a.

Selam doğru yola tabi olanlara olsun. İmdi, ben seni İslâm’ın çağrısına davet ediyorum. Müslüman ol kurtulasın. Allah sana (bu sebeple) iki kat mükafat versin. Şayet müslüman olmazsan yoksul çiftçilerin, bütün tebanın günahı senin üzerine olsun.

“Ey Ehl-i Kitap! Hepiniz bizimle sizin aranızda ortak olan bir kelimeye gelin ki, Allah’tan başkasına tapmayalım. O’na hiçbir şeyi eş tutmayalım. Allah’ı bırakıp da birbirimizi Rab diye tanımayalım. Şayet onlar bu davetten yüz çevirirlerse deyin ki: Şahit olun, muhakkak biz müslümanlarız.”

Allah Rasulü Muhammed

Bu mektubun orijinalinin varlığı çok eski dönemlerden beri tarihçilerce de bildirilmiştir. Mektubun son ortaya çıkışı, sahibi Abu Dabi emirinin mektubu British Museum uzmanlarına inceletmek istemesiyle 1974 yılında gerçekleşiyor. Mektup şu anda Ürdün kralının vesayetinde Umman’da bulunmaktadır.

Bismillahirrahmanirrahim.

Allah’ın Rasulü Muhammed’den Habeş’in büyüğü Necaşi’ye.

Selam doğru yola tabi olanlara olsun. İmdi, sana verdiği nimetinden dolayı Allah’a hamd ederim ki; O’ndan başka ilâh yoktur. O Melik’tir, Kuddüs’tür, Selam’dır, Mü’min’dir, Müheymin’dir.

Şahadet ederim ki; İsa b. Meryem, Allah’ın çok temiz, iffetli, dünyadan elini çekmiş olan Meryem’e yüklediği Ruhu ve Kelimesi’dir ki Meryem böylece ona (Hz. İsa a.s.’a) hamile kalmış, Allah onu Ruhundan nefhedip yaratmıştır. Nasıl ki Adem’i kudret eliyle ve nefhiyle yaratmıştı.

Ben seni bir olan, ortağı bulunmayan Allah’a ve O’na ibadet ve taata, bana tabi olmaya ve Allah’tan getirip tebliğ ettiğim şeylere iman etmeye davet ediyorum. Çünkü ben Allah’ın rasulüyüm.

Ben, seni ve askerlerini Yüce Allah’a ibadet ve taata davet ediyorum. Sana gereken tebliği yapmış ve öğüdü vermiş bulunuyorum. Öğüdümü kabul ediniz. Selam doğru yolda gidenlere olsun.

Allah Rasulü Muhammed

Mektup ilk olarak, İngiliz bir uzman tarafından British Museum’de incelenmek üzere 1938’de Şam’da bulunan sahibinden alınmış ve inceleme sonunda sahibine tekrar iade edilmiştir. İlk sahibinin Habeşli bir rahip olduğu söylenmektedir.

Akif GÜLER – SEMERKAND DERGİSİ – HAZİRAN-2002 
KRONOLOJİ

571 :Fil Olayı.
Habeşistan’ın Yemen valisi Ebrehe, Kâbe’ye saldırdı.
20 Nisan 571 :İnsanlığın en büyük önderi Hz Muhammed’in doğumu.
575 :Dört sene süt annesi Halime’nin yanında kaldıktan sonra ailesine dönüşü.
576 :Annesi Amine ve hizmetçileri Ümmü Eymen ile birlikte Medine’ye gidip babasının mezarını ziyaret etmesi ve dönüşte Ebvâ’da annesinin vefâtı.
578 :Dedesi Abdulmuttalib’in vefatı ve amcası Ebu Talib’in himâyesine girmesi. 583 :Amcası Ebu Talib’le Suriye’ye ticaret kervanıyla gitmesi ve Busra’da Bahîra’nın, bu genç çocuğun beklenen son peygamber olacağını sezmesi.
588 :Diğer amcası Zübeyr ile Yemen seyahati.
591 :Hılfûl Fudul Cemiyeti’ne girmesi.
595 :Hz. Hatice’nin kervanını Şam’a götürmesi, Meysere’nin Hz. Muhammed’e hayranlığı.
596 :Hz Hatice ile evlenmesi.
598 :Oğlu Kasım’ın doğması.
600 :Kızı Zeyneb,
604 :Kızı Rukiye,
608 : Kızı Ümmügülsüm doğdu.
608 :Kâbe hakemliğini yapması.
610 :Hira mağarasında ilk vahyin gelmesi.

- Peygamber oluşu. En yakınlarını İslâm’a davet etmesi.

-Kızı Fatma’nın doğumu.
613 :Üç yıl gizli davetten sonra Safa tepesine çıkıp açıktan davete başlaması.
615 :Müşriklerin ağır baskıları üzerine Hz. Osman liderliğindeki 14 müslümanın Habeşistan’a hicreti.
616 :Hz. Hamza ve Hz. Ömer’in müslüman olmaları.
-İranlıların (Sâsânîler), Suriye ve Mısır’ı almaları.
617 :Hz. Ali’nin ağabeyi Cafer- i Tayyar liderliğindeki 90 müslümanın ikinci Habeşistan hicreti. Müşriklerin muhacirleri Habeşistan Kralı Necâşî’den istemeleri ve Necâşî’nin bu isteği geri çevirmesi.
- Kureyş kabilesinin Haşimoğulları’na boykot ilanı.
619 :Boykotun kaldırılması.
- Eşi Hz. Hatice’nin ve ardından amcası Ebu Talib’in vefatı. (Hüzün Yılı)
620 :Peygamberimizin İslâm’a davet için Taif’e gitmesi.
Ağır hakaretlere uğrayarak Mekke’ye dönmesi.
-İsrâ ve Mi’rac Olayı.
-Akabe Biatı.
-Medine’li 12 kişinin müslüman olması. Medine’lilere İslâm’ı ve Kur’an’ı öğretmek için Mus’ab bin Umeyr’in gönderilmesi.
621 :II. Akabe Biatı.
-Peygamberimizin, Mus’ab bin Umeyr’in gayretiyle kendisiyle görüşmeye gelen 75 kişilik Medine’li (Evs ve Hazreç kabileli) müslüman grubuyla buluşması.

-Hz. Muhammed’in Medine’ye davet edilmesi.
-Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye hicreti.
-Hicrî takvimin başlangıcı.
-Rasûlullah’ın Kuba Mescidi’ni yaptırması. İlk Cuma namazının kılınması.
-Hz. Aişe ile evlenmesi.
-Bizans’ın Suriye ve Mısır’ı İranlılardan geri alması.
623 :Medine’de Mescid-i Nebevî’nin ve Hz. Muhammed’in evinin yapılması.
 -Ezanın ilk kez okunması.

 -İlk nüfus sayımı.
-Kıblenin Kudüs’teki Mescid-i Aksâ’dan, Mekke’deki Kâbe’ye çevrilmesi.
-Müslümanlarla Yahudiler arasında vatandaşlık antlaşması.

-Medine İslam Devleti’nin kurulması. Yönetimin başına Hz. Muhammed’in geçmesi.
-Medine İslam Devleti’ nde İlk anayasanın hazırlanması.
624 :İslam’da ilk zafer: Bedir Zaferi!. Ve Mekkeli müşriklerin elebaşısı Ebu Cehil’in ölmesi.
-Ramazan orucunun ve zekâtın farz kılınması.
-İlk bayram namazı.
-Peygamberimizin kızı ve Hz Osman’ın eşi Rukiye’nin vefatı.
-Peygamberimizin kızı Fatma ile Ebu Talib’in oğlu Hz. Ali’nin evlenmesi.
625 :Uhud Savaşı.
-Hz. Hamza’nın şehit olması.
-Recî Olayı… İslâm’a davet için çevre kabilelere gönderilen öğretmenlerden dördünün şehit edilmesi, ikisinin de Mekkelilere satılması.
-Bi’r-i Maune Faciası. Necid’e gönderilen 70 öğretmenin şehâdeti.
-Benî Nâdir Gazvesi. Bozguncu Yahudilerin sürgün edilmeleri.
-Tercüme işlerinde Yahudilere güven kalmadığından Hz. Peygamberin Zeyd b. Sabit’e İbrânice öğrenmeyi emretmesi.
626 :Dûmet-ül Cendel Gazvesi. Suriye’de toplanan eşkıyalar dağıtıldı.
627 :Hendek Savaşı. Medine’yi kuşatan Mekkelilerin perişan edilmeleri.
-Hendek Savaşı’nda hainlik eden Yahudilerin cezalandırılmaları.
628 :Hudeybiye Antlaşması. Bazı şartları çok ağır gibi görünen bu antlaşma müslümanlar için siyâsî bir zaferdi. Çünkü, bu antlaşma ile Mekkeliler Medine İslam Devleti’ni resmen tanımış oluyorlardı. 10 yıllık ateşkes dönemi süresince Peygamberimiz İslam’a çağrı faaliyetlerini rahatça yürütebilecekti. Bu sayede zamanın hükümdarlarına mektuplar gönderilerek İslâm’a davet edildiler.
629 :Hayber’in Fethi. Hz. Ali’nin büyük kahramanlık göstererek Yahudilerin baş cengâveri Merhab’ı bir hamlede yere sermesi.
-Fedek Yahudilerinin vergiye bağlanması.
-Bir Yahudi kadının Hz. Muhammed’i zehirleme girişimi.
-Mekke’den Habeşistan’a göçen müslümanların Medine’ye dönmeleri.
-Bizans-İran savaşı.
629 :Hudeybiye Antlaşması hükümlerine göre müslümanların Kâbe’yi ziyaret etmeleri.
-Halid bin Velid ile Amr bin As’ın müslüman olmaları.
-Mute Savaşı. Müslümanların Bizans’la ilk karşılaşmaları. İslam sancaktarı Zeyd bin Hârise, Cafer-i Tayyar ve Abdullah bin Revâha’nın peşi peşine şehit olmaları. Halid bin Velid önderliğindeki üç bin kişilik İslam ordusunun, yüz bin kişilik Bizans ordusuna zor anlar yaşatması ve ordunun fazla zayiat vermeden geri çekilmesi.
630 :Mekke’nin Fethi. Kâbenin putlardan temizlenmesi.
630 : Huneyn ve Evtas Savaşları.
-Taif Muhasarası.
-Meşhur Arap şairi Ka’b bin Zübeyr’in peygamberimiz için yazdığı “Kaside-i Bürde” isimli şiirini okuması. “Peygamber etrafı aydınlatan bir meşaledir, her fenalığı kökünden kazıyan Allah’ın bir kılıcıdır” beytini beğenen Hz. Muhammed’in, hırkasını (Hırka-i Şerîf) Ka’b bin Zübeyr’e vermesi.
-Kızı Zeyneb’in vefatı.
-Oğlu İbrahim’im doğumu.
-Tebük Seferi. Dönemin en güçlü ordusuna sahip Bizans üzerine 30 bin kişilik bir ordunun gönderilmesi.
-Münafıkların Tebük Seferi’ne katılmaktan kaçınmaları ve fitne yuvası Mescid-i Dırar’ın yıkılması.
631 :Oğlu İbrahim’in vefatı.
632 :Hz. Muhammed’in ilk ve son haccı (Vedâ Haccı) ve yüz binlerce müslümana Vedâ Hutbesi’ni yapması.
-Hukuk-u Beşer (İnsan Haklarının) İlanı.
-Müslümanlığı tüm Arap yarımadasına yayılması.
-Peygamberimizin Bâkî Mezarlığı’na esrârengiz bir ziyaret yaparak âhirete göçmüş mü’minleri selamlaması ve şehitlere duası.
-Vefatından üç gün önce Hz. Ali’ye dayanarak mescide gelip cemaata namaz kıldırması.
-Ashâbına dualar etmesi ve son tavsiyelerinde bulunması.
-Nurlu bir hayattan sonra bu fânî âlemden ebdî âleme göç etmeleri ve ruhunun Yüce Dost’a yükselişi.

Selâmımız O’na.. Salâtımız O’nadır. Rabbim şefaatından ayırmasın.
Kaynaklar: Diyanet Dergisi. Osman Keskioğlu (Özel Sayı-1969)
İslâm Tarihi. Hayati Ülkü 4. cilt

Bu yazı www.sinavvar.net sitesi tarafından oluşturulmuştur. Başka bir sitede görürseniz kopya olduğunu anlayabilirsiniz.

Etiketler:
Benzer Yazılar
Odak noktasını nasıl tanımlarsınız?
Odak noktasını nasıl tanımlarsınız?Tümsek aynaya paralel gelen ışınlar, aynada yansıma kanunlarına göre yansırlar ve aynanın arkasındaki bir noktadan çıkıyormuş gibi birbirinden uzaklaşarak yansırlar. Tümsek aynada yansıyan ışınların uzantılarının ay...
Korsan ürünlerin ülke ekonomisine zararları nelerdir?
Korsan ürünlerin ülke ekonomisine zararları nelerdir? ...
Atatürk’ün, akılcılık ve bilime verdiği önemi belirten sözlerinden örnekler veriniz.
Atatürk’ün, akılcılık ve bilime verdiği önemi belirten sözlerinden örnekler veriniz....
Tıp alanındaki gelişmelerin amacı ve insanlık için önemi nedir?
Tıp alanındaki gelişmelerin amacı ve insanlık için önemi nedir? ...
Bilim ve teknolojinin, hayatımızdaki önemi nedir?
Bilim ve teknolojinin, hayatımızdaki önemi nedir?...
Sosyal bilimlerin amacı nedir? Örnek vererek açıklayınız.
Sosyal bilimlerin amacı nedir? Örnek vererek açıklayınız. ...
Atatürk, “Benim manevi mirasım, akıl ve bilimdir.” sözüyle ne anlatmak istemiştir?
Atatürk, “Benim manevi mirasım, akıl ve bilimdir.” sözüyle ne anlatmak istemiştir?...
İşportadan kitap ya da CD aldınız mı? Herhangi bir sorunla karşılaştınız mı? Açık- layınız.
İşportadan kitap ya da CD aldınız mı? Herhangi bir sorunla karşılaştınız mı? Açık- layınız....
Yorumlar ( 0 )

Bu sitede yayınlanan yazılar kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz.Tüm hakları saklıdır.